Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /var/www/vhosts/sehrinhikayesi.com/httpdocs/wp-content/plugins/essential-grid/includes/item-skin.class.php on line 1145
Gökkuşağı Halkı
İstanbul’u Keşfetmek 1
Şubat 11, 2020
Menfaatsiz
Şubat 11, 2020

Gökkuşağı Halkı

GÖKKUŞAĞI HALKI

Mavi komutan o masmavi günde mavi halkın kaderini tayin için tarihi bir karar almak gerektiğini biliyordu. Kocaman elleriyle göğü işaret ederek davasına olan inancını yineledi ve ‘gök ülke bizimdir’ dedi.
Kızıl komutan o kıpkızıl günde kızıl halkın kaderini tayin için tarihi bir karar almak gerektiğini biliyordu. Kocaman elleriyle yeri işaret ederek davasına olan inancını yineledi ve ‘yer ülke bizimdir’ dedi.
Mavi halk mavi komutanı çılgıncasına alkışlıyordu. Onun kahramanlıklarıyla büyüyen genç nesilse ağzından çıkacak sözleri gökten inercesine kutsal kabul ediyordu. Gözyaşları içerisindeki halk gök ülke topraklarının sınırlarını tehdit eden kızıl halkın zulmüne boyun eğmemeye kararlıydı. Gök ülkenin dört bir yanında mavi kitaplar yazılıyor, mavi filmler çekiliyor ve mavi bayrak dalgalanıyordu. Gök ülke yöneticileri birlik ve beraberlik içinde birbirine kenetlenen halka milli bilinci aşılamak için elinden geleni yapıyordu. Milli kaynakların kızıl ülke ajanlarınca tahrip edilebileceği konusunda onları uyarıyordu. Hemen herkes mavi ve tonlarını yiyor, içiyor ve giyiyordu. Çünkü bu savaş ancak böyle kazanılabilirdi.
Kızıl halk kızıl komutanı çılgıncasına alkışlıyordu. Onun kahramanlıklarıyla büyüyen genç nesilse ağzından çıkacak sözleri yerden çıkarcasına kutsal kabul ediyordu. Gözyaşları içerisindeki halk yer ülke topraklarının sınırlarını tehdit eden mavi halkın zulmüne boyun eğmemeye kararlıydı. Yer ülkenin dört bir yanında kızıl kitaplar yazılıyor, kızıl filmler çekiliyor ve kızıl bayrak dalgalanıyordu. Yer ülke yöneticileri birlik ve beraberlik içinde birbirine kenetlenen halka milli bilinci aşılamak için elinden geleni yapıyordu. Milli kaynakların mavi ülke ajanlarınca tahrip edilebileceği konusunda onları uyarıyordu. Hemen herkes kızıl ve tonlarını yiyor, içiyor ve giyiyordu. Çünkü bu savaş ancak böyle kazanılabilirdi.
Tarih savaşlarla doluydu ve kızılın maviye mavinin kızıla galip geldiği yahut yenildiği bu savaşlar, tarihin sayfalarını boş yere işgal ediyordu. Ama önemli olan tarihin içindeki gerçek değil, insanların inandırılması gereken gerçekti. Mavi ya da kızıl halkın kaybettiği bir savaş bile mavi ya da kızıl halka öyle bir sunulmalıydı ki bunu okuyan mavi ya da kızıl nesil, mutlak bir milli şuur kazanabilsin ve tabi ki mutlak bir düşman edinebilsin. Çünkü sınırlar olmalıydı. Çünkü sınırlar çizildikleri coğrafyaların geçmişini, bugününü ve geleceğini belirleyen asıl unsurlardı. Yalnız bununla da kalmazdı çizilen sınırların önemi, aynı zamanda bu sınırlar içerisinde yaşayan halkın fikirlerini, kültürünü ve yaşam biçimini de belirlerdi. Hatta dinini, ahlakını, düşmanını. İki dost ülke içindeki iki renkli halk dünya için en büyük tehditti. Ya kızıl olacaktınız ya da mavi ve düşman olacaktınız illa ki. Tabi şayet sınırlar üstü değilseniz.
Peki ama sınırlar üstü ne demektir? Mesela kızıllar ve maviler sürekli savaşmaktalar ya ve aslında bu savaş süresince hemen her alanda kaybetmekteler ya, işte bu iki halkında sürekli savaşırken bir yandan da sürekli kaybettiği bir dünyada kim neyini kaybederse kaybetsin her daim kazancı garanti olan bazı gökkuşakları vardırlar. Bu gökkuşakları içlerinde tüm renkleri barındırmalarına rağmen maviye mavi, kızıla kızıl görünerek hem mavinin milli mavilik şuurunu hem de kızılın milli kızıllık şuurunu sömürüp dururlar. Bu gökkuşakları öyle basit birer insancık değillerdir hem. Mavi ya da kızıl halktan sıradan bir fert günün birinde bu al gülüm ver gülüm oyununun farkına varırda hesap sormaya kalkarsa muhtemelen bu gökkuşaklarından birinin yanına bile yanaşamaz. Yanaşsa bile bu gökkuşaklarının tecrübeli kamuflaj hamleleriyle bu çeşit tehditleri savurmadaki ustalıkları pek meşhurdur. Bir anda halkın içinden çıkan mavi ya da kızıl kahraman, mavi ya da kızıl bir ajana dönüşebilir ve asıl suçlu gökkuşağı bey/hanım onun yerine kahraman ilan edilebilirdi. Ve halka bu durum öyle güzel anlatılır, geçen zamanda yaşanan çıkara aykırı gerçekler öyle güzel unutturulurdu ki bunun sonucunda gerçeklerin farkına varma eğilimindeki diğer akıllı ve cesur kahraman adayları ister istemez siner ve uygun şartları beklemek üzere geri çekilirlerdi. Çoğu zamanda işte bu geri çekilme evrelerinde gökkuşakları onları teker teker yakalayıp henüz tehlike oluşturma potansiyelleri olmasa dahi çeşitli yollarla sustururlardı.
İşte aslında mesele bu kadar basitti. Mavi halka söylenen gerçeklerle kızıl halka söylenen gerçeklerin tek bir ortak noktası vardı: Tümü yalandı! Esasen basılan kitapların okunması, çekilen filmlerin izlenmesi, yüceltilen okullardan yüksek derecelerle diplomalar alınması, içe işlenen yurt sevgisiyle çıkarılan savaşların koşulsuzca desteklenmesi, hiçbiri mavi ya da kızıl halkın işine yaramıyordu. Onların herhangi biri o sahte gökkuşaklarından herhangi birinin gözünde çalıştırılacak, alkış tutacak, savaştırılacak, sömürülecek ve rahatça feda edilebilecek birer piyondu ancak. Gökkuşakları onları asla birey olarak değil, toplum olarak düşünüyor ve buna göre hareket ediyorlardı. Sivrilenlerden yönetebildiklerini çıkarları doğrultusunda kullanıyor, çıkarlarına aykırı olanları daha tam sivrilemeden köreltiyorlardı.
Büyükçe meydanlarda mavi halka ne söyleniyorsa aşağı yukarı kızıl halkada aynısı söyleniyordu fakat her iki halka da düşmanlık bilinci öyle güçlü aşılanıyordu ki, bazı düşmanlığı haklı çıkaran kilit kelimeler dışında diğer halka söylenenlerle kimse ilgilenmiyordu. Yalnızca bu da değil. Halkın aynı zamanda birbirini de bir tehdit olarak görmesi sağlanıyordu. Atılan göz yaşartıcı nutuklara rağmen aynı renge sahip iki birey bile asla tam olarak birbirine güvenmiyor, bu nedenle toplum sürekli gerçek bilginin kaynağı olarak yönetici sınıfı görüyordu ve orada da büyük oranda hâkim sınıf o sahte gökkuşaklarıydı tabi.
Mavi komutan şöyle diyor, mavi komutan böyle diyor. Duydunuz mu kızıllar çocukları katletmişler. Ey ahali haberiniz ola düşman içimize sızmış. Her kim ki bir kızıla sempati duya, bilin ki en büyük ihanettir bu vatana! İbadethanelerimizi basıyorlar, köylerimizi yakıyorlar, büyümemizi istemiyorlar…
Kızıl komutan şöyle diyor, kızıl komutan böyle diyor. Duydunuz mu maviler çocukları katletmişler. Ey ahali haberiniz ola düşman içimize sızmış. Her kim ki bir maviye sempati duya, bilin ki en büyük ihanettir bu vatana! İbadethanelerimizi basıyorlar, köylerimizi yakıyorlar, büyümemizi istemiyorlar…
Bir maviyle bir kızıl sevemez asla birbirini. Hele ki biri kadın biri erkekse. Hele ki mavi kadın kızıl erkekse gök ülkenin onuru ayaklar altında, kızıl kadın mavi erkekse yer ülkenin onuru ayaklar altında demektir. Ve tüm bu çağdışılık yönetici sınıflarca muhakkak desteklenmektedir. Mavi olsun kızıl olsun halkın neredeyse tamamı yoksulken hem gök ülkenin hem yer ülkenin gökkuşakları daima zengindirler. Mavi halk mavi zenginlerine, kızıl halksa kızıl zenginlerine bir şey diyemez yine de. Haklı görürler çünkü onları. Milli serveti onlar var ediyor sanırlar, kendi varlıklarını bir hiç olarak görürken. Sürekli devam eden savaşlarda kendilerinin cephede savaştıklarını nasıl biliyorlarsa, gökkuşaklarınında masa başlarında öyle savaştıklarını düşünürler. Mavi halkın bir ferdi için mavi bayrak ne demekse, kızıl halkın bir ferdi içinde kızıl bayrak o demektir ya, işte bu iki halkında ortak yanılgısı kendi gökkuşaklarınında aynı görüşe sahip oldukları yanılgısıdır. Oysa bayraklar, şehitler, gelecek nesiller, bunların hiçbiri gökkuşaklarının derdi değildir.
Vaktiyle kızılın biri çıktı karşıma, derken iki oldular, derken üç… Geriler miyim oysa ben hiç?
Vaktiyle mavinin biri çıktı karşıma, derken iki oldular, derken üç… Geriler miyim oysa ben hiç?
Davrandım hemen, verdim sopayı bunlara, biri ardımdan yakalayacak oldu ama düşer mi hiç yiğit bir mavi adi bir kızılın tuzağına…
Davrandım hemen, verdim sopayı bunlara, biri ardımdan yakalayacak oldu ama düşer mi hiç yiğit bir kızıl adi bir mavinin tuzağına…
Bir kükredim ki sormayın aslanlar gibi, sesim taa komşu köylerden duyulmuş o vakit, gelenler oldu yardıma ama ne hacet, ben yalnızda görürdüm ki işimi, bir anlık dalgınlığıma geldi sendeler oldum, onlar da kaçacak oldular. Bilirsiniz bizde adet ola ki kaçanın ardına düşülmez. Çaresiz dedim ki Allah’larından bulsunlar. Ama gök şahit, bir daha üç olsun beş olsun, ola ki kızıl ordu çıkar karşıma, tereddüt edersem anam avradım olsun.
Bir kükredim ki sormayın aslanlar gibi, sesim taa komşu köylerden duyulmuş o vakit, gelenler oldu yardıma ama ne hacet, ben yalnızda görürdüm ki işimi, bir anlık dalgınlığıma geldi sendeler oldum, onlar da kaçacak oldular. Bilirsiniz bizde adet ola ki kaçanın ardına düşülmez. Çaresiz dedim ki Allah’larından bulsunlar. Ama yer şahit, bir daha üç olsun beş olsun, ola ki mavi ordu çıkar karşıma, tereddüt edersem anam avradım olsun.
Ne yiğitlik görüyorsunuz ya. İşte aynen böyle işlenir halkın yüreğine düşmanlık ve köy kahvelerine kadar girer, girdiği gibi de kolay kolay çıkmaz ha. Bir nefret tohumuna bin sevgi tohumu atılsa bile çok geçtir artık köklü bir değişim için. Tek çare yetişecek olan nesli bu yalanlardan uzaklaştırarak ortak gerçeklere yaklaştırmak. Ama evvela şu sahte gökkuşaklarından kurtulmak. Onlar o mevkilerde oldukları sürece ve onlar savaştan, kandan, kıyımdan beslendikleri sürece ne mavi halka gerçek kızılı, ne kızıl halka gerçek maviyi anlatabiliriz.
Peki ama nasıl kurtulabiliriz onlardan? Nasıl o muhteşem gücün karşısında başarılı olabiliriz. Her şeye sahip bir güçle yapacağımız savaşı neredeyse hiçbir şeye sahip değilken nasıl kazanabiliriz? Hem biz dediğimiz hepi topu kaç kişiyiz?
Sandığımız kadar az mıyız? Yoksa sandığımızdan daha kalabalık mıyız? Hem biz böyle daha bizi bile bilmezken yalnız düşmanı tanımış olmakla telaşa kapılıp yanlış bir adım atma lüksüne sahip miyiz? Düşman güçlü ama düşman hiç kaybetmemiş, adam akıllı bir yara bile almamış uzun zamandır. Demek ki ona atacağımız bir çizik bile önemli. Ama büyük risk. Mavi halkın ve kızıl halkın kontrolü başka başka gökkuşaklarında olsa da biz bütün gökkuşaklarına karşı olduğumuzdan yalnızca tek bir halkın değil aynı zamanda iki halkın düşmanlığını kazabiliriz. Oysaki asıl amacımız bu iki halkı da hem birbirlerine düşmanlıktan kurtarmak hem de içinde yaşadıkları sömürüden çıkartmak. O halde mavi halkı mavi sandıkları gökkuşaklarına karşı, kızıl halkıda kızıl sandıkları gökkuşaklarına karşı bilinçlendirmek gerekir. Halkların dikkatini düşman belletilen karşı renklerden uzaklaştırıp dost bildikleri gökkuşaklarına yöneltmek gerekir.
Ama bu arada her iki yönetici sınıfta bulunan gökkuşaklarınında dikkatini dağıtarak onlar tarafından değişim yaratacak potansiyelde bir tehdit olarak farkedilme riskini ortadan kaldırmak gerekir. Her şeyden evvel mavinin maviye, kızılın kızıla beslediği koşulsuz düşmanlık gibi kalitesiz bir düşmanlıktan ziyade, hangi gökkuşağına neden düşmansak ve onu nasıl alt edeceksek bunu belirlemeli ve kaliteli bir düşmanlık örneği sergilemeliyiz. Barışın temsilcileri olarak savaş çığırtkanlarına açtığımız bu savaşta en az savaş çığırtkanları kadar akıllı, en az onlar kadar atak ve en az onlar kadar temkinli olmalıyız. Hiç korkmayın biz barış diyenler, bu savaş diyenleri yeneriz. Mavi halkı kızıl halka dost eder, dünün tüm acılarını da sileriz. Kötülüğün unutturma gücünü iyiliğin gerçeklerden ders çıkarma gücüyle bastırırız.
Eyy rengarek halkımız,
Duyduğunuz bu ses nefretin değil sevginin sesidir. Ne yerin göğe ne de göğün yere bir üstünlüğü yoktur. Tarih anlamlı ya da anlamsız bir sürü savaşla doludur fakat hiçbir savaş sonsuza dek sürdürülemez. Galip olabilir yahut mağlup çıkabilirsiniz fakat ne galibiyetiniz ne mağlubiyetiniz sizi arttıramaz yalnızca eksiltir. Ve insanların içine girdikleri toprak onları renklerine göre ayırt etmez. Herbirini bağrına basar ama çürütür, unutturur bizlere. Bizlerse haklı oldukları davalarda savaşan kahramanlarımızı unutmamak için ne kadar dirensekte asla sonsuza dek yaşatamayız onları. Tam da bu yüzden ölmemeli kahramanlar, yaşamalılar. Yaşamalı ve savaşmamalılar. Sınırların ardında da yerler, sınırların ardın da gökler var. Nasıl ki bizim bayrağımız kutsal, bizimkinden başka kutsal bayraklarda var.
Eyy yaşadığı yurdu yaşamadığı tüm yurtlara üstün görenler,
Biliniz ki o yurtlardaki analarda evlatlarını en az sizin evlatlarınızı sevdiğiniz kadar severler. Onlarda geçim sıkıntısı çeker, onlarda yüzlerce yıldır barışa hasret yaşarlar. Ve biliniz ki gökkuşağı denen rengarenk katiller yüzlerce yıldır süren bu savaşların tek kazananlarıdırlar. İşte bu yüzden aranızdaki düşmanlığa, aramızdaki düşmanlığa bir an önce son vermeli ve asıl düşmanı ne yerde ne gökte yaşatmamalısınız. Ne diyordu atalarınız ‘kaçanın ardına düşülmez’. Ama bu sefer düşeceksiniz. Çünkü sizin diğer renklerle kucaklaştığınızı, onlar gibi göstermelik değil sahiden rengarenk birer gökkuşağı olduğunuzu gördüklerinde kaçacaklar. Sömürecek, kışkırtacak ve aldatacak yeni yeni halklar arayacaklar. İşte siz bu ortak bilinçle, bu insani yaklaşımla ve ortak bir güçle kaçanın ardına düşecek ve nerede zehirlenmeye müsait bir topluluk varsa orada işe koyulmuş bu sevgi düşmanı, bu barış düşmanı, bu insanlık düşmanı katilleri yok edeceksiniz bu dünyadan.
Eyy aklı selim, çağdaş ve gerçek gökkuşağı halkım; ikinci vazifen bu!
EKİM 2017

 

Yazarımızın tüm yazılarına ulaşmak için lütfen tıklayınız Oğuz SARITEPE

Anasayfaya dönmek için lütfen tıklayınız

Bizi facebook sayfamızdan takip edin

Comments are closed.