

Gün geldi bir devrin sonu oldu, gün geldi milyonlarca insanın söylediği şarkının hikâyesi.
Kimi kendini kavak ağaçlarının rüzgârla olan hışıltısına bıraktı, kimi sarayın avlusunda çimlere uzandı.
Bu bambaşka dönemlerin bambaşka atmosferlerini yaşamak, güller bahçesinin kavakları arasında ıslık çalmak için Gülhane Parkı’nda gezintiye davetlisiniz.
Parktan çok daha fazla şey ifade eder Gülhane. İsmini cihan yöneten Topkapı Sarayı’nın gül bahçesi olduğu için aldı. Gün geldi şarkılara konu oldu, gün geldi imparatorlukların değişen rejimleri halka buradan duyuruldu.
Kavak ağaçları arasında yürürken, ıslık çalarak içinizden şarkı söylediğinizi fark ederseniz şaşırmayın.
Hikâyeye göre; Nazım Hikmet o dönemlerde polis tarafından aranmaktadır. Sevgilisi Piraye’yle buluşmak istemektedir. Arkadaşıyla Piraye’ye haber iletir. Lakin pekte tekin değildir bu arkadaş. Durumu polislere haber verir.
-Yarın saat 12.00 de Gülhane Parkı’nda.
Ertesi gün olur Nazım büyük bir heyecanla gelir. Fakat bakar her yerde polisler. Çıkar bir ceviz ağacına saklanır. Piraye de gelir o sırada. Bir yanda Piraye’si bir yanda polisler. Ne Piraye’sinin yanına gidebilir ne de ses edebilir.
Ve dökülür Nazım Usta’dan sözler;
‘Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında.’
İşte mırıldandığınız Cem Karaca’nın bestelediği Ceviz Ağacı şarkısıdır.
Cumhuriyet sonrasında da devam etmiştir parkın hayatın içinde oluşu. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk heykeli de Gülhane Parkı’nın Sarayburnu tarafına dikilmiştir. Heykel Avustralyalı Kripel tarafından yapılmış ve 3 Ekim 1926 da şimdi bulunduğu yere dikilmiştir.
Hani ilkokul sıralarında gördüğünüz bir fotoğraf vardır. Mustafa Kemal kara bir tahta üzerinde Latin harflerini tanıtmaktadır. İşte o fotoğraf Gülhane Parkı’nda çekilmiştir. 24 Kasım 1928 tarihinde düzenlenen bir törenle Başöğretmen sıfatını almıştır.

Sadece Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli yok Gülhane Parkı’nda. Anadolu için çok önemli bir isme de ev sahipliği yapıyor. Cumhuriyet döneminin ünlü halk ozanlarından Âşık Veysel’in de heykeli bulunmaktadır. Âşık Veysel her 21. Martta burada anılır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk demokratikleşme adımları bu fermanla atıldı. Abdülmecit döneminde 3 Kasım 1839 yılında Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa Gülhane Parkı’nda okudu Tanzimat Fermanı’nı. Bu sebeple fermanın bir diğer ismi de Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur. Bu fermanla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nda modern hukuk kurallarının ve vatandaşlık eşitliğinin temeli tam da bu ağaçların altında atılmıştır.
Parkın deniz tarafındaki ucuna gittiğinizde sizi bir sütun bekliyor olacak. Gotlar Sütunu olarak bilinen bu anıt kimilerine göre II Claudius Gothicus döneminde kimilerine göreyse Constantin tarafından yapıldığı söylenmektedir. Kesin olan bir şey vardır ki o da Bizans’ın Gotların işgaline karşı koyduğu ve zafer kazandığıdır.
Gotlar Cermen kavimlerinden olmakla birlikte günümüzde halen İsveç’te Gotland, Vestergöteland ve Östergöteland gibi Got Eyaletleri vardır. Gotlar İskandinavlar ve Cermenler arasında bir bağ oluşturur.
Gotlar Sütununun kaidesinde;
Fortunae Reduci Ob Devictus Gothos
Gotların yenilgisi dolayısıyla geri dönen Fortuna’ya yazmaktadır.

Gotlar Sütununun hemen aşağısında demir parmaklıklarla çevrili bir alan göreceksiniz. Birkaç tarihi kalıntının çevrildiğini düşünmeyin. Pek bilinmese de orası 578 yılında İmparator Justinianos tarafından yaptırılmış bir yetimhanedir. Aziz Pavlos yetimhanesi. Maalesef günümüze sadece bu kalıntıları kalmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Bizans bölümünde bu yetimhaneyle ilgili çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz.

Yolculuğunuz arkeoloji müzesinin surlarında devam ederken fotoğraf makinelerinizi hazırlamanız gerekecek. Karşınıza Osman Hamdi Bey’in meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi’nin üç boyutlu yapılmış tablosu çıkacak. Yakın fotoğraf çekilebilmeniz için gerekli düzenlemeler yapılmış. İyi kareler yakalarsanız duvarınıza bir çerçeve gerekebilir demektir.

Gülhane Parkı içerisindeki eski ahırlar ve girişindeki alay köşkü oldukça değerli bir hale getirilerek misafirlerini ağırlamak için açılmışlar.
Eski ahırların olduğu bölüm değerlendirilerek müzeye çevrilmiş. İslam dünyasının insanlığa kattığı tüm bilimsel ve teknolojik icatların sergilendiği bir müze açılmıştır. 2008 yılından beri hizmette olan İslam bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi günümüzde halen ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Sizi şaşırtacak, yepyeni şeyler öğrenebileceğiniz bir yolculukta bulabilirsiniz kendinizi. Tarihin serüveni içerisinde İslam’ın bilim ve teknolojiye kattıklarını keşfedeceksiniz.
Parkının girişindeki Osmanlı döneminin Alay Köşkü, Türkiye’nin ilk müze kütüphanesi haline getirildi. İsmini de ünlü Türk Edebiyatçısı Ahmet Hamdi Tanpınar’dan aldı. Güzel bir gezintinin ardından kendinizi kitapların kokusuna bırakabilirsiniz.
Yazın ağaçların serinliğinde güller bahçesi içinde gezmek mi istiyorsunuz?
Sonbaharın, kışın hüznünü tarihin içinde mi yaşamak istiyorsunuz?
Gülhane Parkı İstanbul Fatih ilçesi, Tarihi Yarımada’da sizleri bekliyor. Tramvay kullanmak isterseniz kendi ismini verdiği Gülhane durağında ineceksiniz. Sultanahmet istikametine doğru yüz metre kadar gittiğinizde parkın girişini göreceksiniz.